ağrılarıma a-dört kağıdı!
Friday, May 30th, 2008 (kimi zaman bilmediğimiz sonlara koşarız; “ sen bana bir adım gel! ben sana koşarım ”…)
her hali vardı kabuğumda acının
seğirten, ak’ça bir hayattı yaşadığım.
kanattı…
Aşka sevdaya dair web üzerinde oynaşmalar...
(kimi zaman bilmediğimiz sonlara koşarız; “ sen bana bir adım gel! ben sana koşarım ”…)
her hali vardı kabuğumda acının
seğirten, ak’ça bir hayattı yaşadığım.
kanattı…
Bugün yeniden dolaştım “masal yüzlü sevgili”nin düşsel mabedinde;
Yaramazdı bana, yaram “azdı” yine
Ne derin yanmışım meğer, bu sinsi rüzgar alevimi cehenneme çevirir
Yalnız gördü ya, yine bana çektirir sayısız ıstırapları
Bakışları ne uzaktı benden ve nasıl sevgi dolu, nasıl da ışıl ışıl
Benden sormayın beni, benden bulmayın!
Kurdelesi yeni kesilmiş eskici dükkânımda
Tutkalla tamir ettiğim ahşap oyuncağımdı zaman
Hepsi aynı ağızdan çıkmış o endüstriyel yalanlarla
Birbirlerine her dokunuşta yaralanır olunca akreple yelkovan
Hiç tanımadığı duvarlarla özdeşleştirilen saatler
Şimdi gözlerindeki karanlığa yürüyorum
Eline el değmeyecek kadar sıcak!
Kontak lenslerini bir kenara atıp
Kılcal damarlarını ayıklıyorum bakışlarının
İliklerine doğru yol alırken aşkın…
bir seçeneğim yoktu artık, gideceğim bir kentte…
dramatik bir can çekişmesiydi aşklar. yalnız kalmış iki bedenin suskunluğuydu, yüzümdeki ayrılık … aya benzerdi yüzüm ve hep bi yanı karanlık… göğe çeviremiyordum yüzümü, düşerdim bakarsam , başım dönerdi…
usul usul gecenin kucağında sallıyorum düşlerimi, ses çıkarmayın ; uyuyor şimdi… sonsuz susmalarınız neden dillenir bu gece? konuşmayın , bakışlarınızda yeter […]
kırpmadan gözlerimi bakıyorum güneşe…
susma payım büyük yolculukta !susuyorum…
…1
aşk beni terk eden bir eylemdi… terk ettim bizi ! öldüm öldüm dirildim… dirilttim bizi… ey aşk! öldüren bir katildiniz çoğu zaman eski beni unuturdum sayenizde, ağlardım hafızamın yenikliğine hala artıkça yanmalarım, işte öyle; ölüyorum yine..
…2
herkes biliyordu ki ben gerçektim ve sizin gözlerinizdeki her şey ütopyaydı
bu yüzden görmezden gelebiliyordunuz,anlayabiliyordum…
biliyordum ve biliyordu herkes..
giremedim gözlerinize…dokunmamak için göz bebeklerinize; aforoz edildim..
kaç sancının gözyaşımla yeşerdiğiniz bilmiyorsunuz bile..
ölüm neydi? doğarken ölmedik mi..
bu dünya koca bir mezar değil mi?
dirilişimiz ahrette değil miydi?..
ahir zaman, beni yoluna yoldaş etme..
“üzerime sürdün intiharları.. geleceğini bilsem ölmezdim.. ”
***
“herkes kendini sussun konuşacak […]
sonbahara lanet, ilkbahar tadında Aşk… eylül’e isyan !
yüzüme karşı öykünen,en zehirli kabuslardan uyandıran bir ninni… ateş kavuklarında sakladım bizi…yalnızlığa ihanetimle yattım pusuya…ölüme hazırlarken bedenimi, ölümsüzlüğe açtın ellerimi…
“sen ki;karanlık sularda ışığım,
yaşamdan koparıldığım an, ömrüme lütfedilen bir yamasın…
iyiki yüreğime döşenip sevdin beni
ve iyiki evvel zamanlara inatla yakana nakış bilip;
seni sevmeme izin verdin…”